Doktorunuz Diyor ki

  • Prof. Dr. Zeynep Tartan

    Bizi bugünlere hazırlayan geçmişte bedenimize, ruhumuza bütün olarak verdiğimiz bakım, gösterdiğimiz şefkat..
    Fonksiyonel tıp bakış açısı daha önce de belirttiğim gibi çok kıymetli. İnsanın kendini koruması demek. Danısanlarım ile ne çok yol aldık.
    Uzun bir yazı dizisine başlamak istiyorum. Lütfen sevdikleriniz ile paylaşın, dünya dönüşürken bizim de sağlıkta bakış açımız fonksiyonel yaklaşım, bütünsel yaklaşım olmalı.Covid-19 Bize Ne gösterdi?
    Hep sağlıklı bir bedene sahip olmanın 5 önemli temel öğesini dile getirdik. Fonksiyonel tıpta biz bu 5 öğeyi hastalık adı ne olursa olsun her hastalığın temelini hazırlayan nedenleri iyileştirmede tedavi metodu olarak kullanıyoruz…
    Salgın nedeniyle evlerimize kapandığımız bugünlerde aslında bu konuştuklarımızı tam da ne anlama geldiklerini tam anlamıyla idrak etme pratiğini yapıyoruz bir anlamda..
    Çünkü sabahtan akşama hep aynı şeyler, okuyoruz veya dinliyoruz. Gelin bu 5 özelliği kendi içinde ayrı ayrı tekrar hatırlayalım..
    Ama önce bir bağışıklık sistemi nasıl çalışır onu hatırlayalım.
    3 kademeli bir sistem gibi düşünebiliriz..
    1. Basamak dış dünya ile temas eden yüzeylerimiz ve oradaki mukoza dediğimiz tabakalar. Bu salgın için solunum sisteminin iç yüzeyini kaplayan mukozalarımız önemli. Burun içi sinüslerimiz hava yolumuzun ve akciğerlerimizin iç yüzeyleri..
    2. kademede daha önce anlatmıştım benden veya bana ait olmayanı tanıyabilen ilk savunma hücreleri bunlardan virusü tanımda özellikle en önem taşıyanı NK hücreleri ve etkin çalışmaları için D3 vitamini çok hayati..
    3. kademede ise hafıza oluşturabilen savunma hücrelerimiz T ve B lenfositler..Covid19 ‘un en büyük sorunu küçük bir grupta ağır seyrediyor ve akciğerlerde solunum yetmezliğine ve cihaza bağlanmaya neden oluyor.Bu son kademedeki hücrelerin bir fırtına gibi savunmada kullandığı son derece tahrip edici sitokinlerin salınımına sebep olarak kendi akciğer dokumuza da zarar veriyor.. Ani Sitokin Fırtınası yaşatması ve bu zarar veren maddelerin oksijen radikalleri ve oksidatif stres sonrası yaptığı doku hasarı oluyor..
    Demek ki kendimi koruma da 2 şey çok önem taşıyor. Bağışıklık sistemimin bu anormal fırtınayı yaratmaması ve oluşan oksidatif stresi temizleyecek iyi bir anti oksidan kapasitesi.
    Bütün bunların karşılandığı en önemli kaynak benim nasıl beslendiğim. Çünkü yiyecek bir bilgidir demiştik, yediklerimizi sindirimle çözüldükten sonra bu işleri yapmak üzere dağılıyor. O zaman yediklerimin içinde ne var, beni besliyor mu, yeterince vitamin, mineral, antioksidan, fitonutrient, sağlıklı yağ, protein, karbohidrat taşıyor mu diye seçimimi ona göre yapmam gerek.Bugüne kadar yiyeceklere hep karnımız acıkınca canımızın istediği karnımızı doyurduğumuz şeyler olarak baktıysak eğer bir de şimdi anlatacağım şekliyle düşününelim. Bakın bakalım her bir elimize taktığımız eldiven, maske siperlik, özel tulumlardan daha güçlü bir kalkan görevi görür mü?
    Kaldığımız yerden seriye devam edelim ve sağlıklı olmanın 5 özelliğinin en baş temeli olan Beslenme ile başlayalım. Beslenme 1. sırada geliyor. Hayatımızda her zaman bir hastalık tehditi yaşabiliriz. Burada hastalık etkeni olan ajandan daha önemli olan sizin ZEMİNİNİZ ne kadar hazır?..
    Tıpkı deprem bölgesinde doğru malzeme ve mühendislikle inşa edilen binaların dayanıklı olması gibi düşünün..
    Bu salgın veya başka hastalıklar siz içten dışa ne kadar hazırsınız?..
    Barsak sağlığı ve bütünlüğü etkin bir bağışıklık sistemimizin çalışması için olmazsa olmaz. Çünkü sistemin %70-80 ni burada barınıyor ve ilk hareketi buradan alıyor..
    Buradan çıkan sitokinler aracılığıyla olumlu veya olumsuz konuşuyor. Biz bu dönemde bu sistemin gereksiz yere uyarılmasına sebep olan veya olumsuz konuşmalara neden olacak sitokinleri salgılattıracak yiyeceklerden uzak durmalıyız..
     Bunlar şeker, hamur, rafine gıdalar gibi kabaca özetlenebilir..
     İçinde vücudun kullanacağı besin değeri yüksek olmayan her şeyi artık hayatımıza ve o çok kıymetli bizi koruyacak olan vücudumuza sokmama zamanı geldi.. Hatta şu an ona en güzel desteği vermek için olası bir karşılaşmada bağışıklık sistemimizi en etkin çalıştıracak olan bazı özel yiyecekleri almaya daha da özen göstereceğimiz bir dönemdeyiz..
    Peki nasıl beslenelim? Sebze ağırlıklı olmalı ve mutlaka gökkuşağı renginde anti oksidan ve polifenolden zengin olmalı. Yanında sağlıklı hayvansal gıdalarda eklenmeli ama sebze ve renkli beslenme hayati önem taşıyor..
    Polifenoller yiyeceğe sarı-kırmızı-mor gibi rengi veren kısımlar ve neden çok önemliler? Kısaca belirtirsek virüsü ilk bağlamada vücut dışı yapılan deneylerde rol oynadıklarını biliyoruz…Covid 19 açısından bakacak olursak bir önceki Covid1 de biliyoruz ki virüs hücre içine girdiğinde kendini çoğaltmak için kendi hücremizin çekirdeğini kullanıyor işte bu kendini kopyalama işlemini Çinko ile bloke ediyor vücudumuz ama bu çinkoyu dışarıdan alıp içince yetmiyor bunu içeriye sokacak olan iopheron bu polifenollerden geliyor yani renkli yemek önemli..
     Çinko diyince kabak çekirdeğinin iyi bir çinko kaynağı olduğunu biliyoruz. Ayrıca polifenoller bu sitokin fırtınasının fırtına gibi olmasını da başında frenleyici rolleri var..
    Brokolideki C vitaminin portakaldan daha fazla olduğunu hatırlayalım. Mukozalarımızın bariyerlerimizi bütünlüğü ve geçirgen olmaması yine besleyici değeri yüksek bir beslenmeden elde ettiğimiz yapı taşları ile mümkün oluyor. Anti oksidan yapımını vücuda arttıracak olan brokoli, bürüksel lahanası, lahana gibi koyu yeşiller içeren sebzelerimiz çok kıymetli. Savunmada floramızdaki bakterilerimizi güçlendirecek olan soğan, sarımsak,pırasa kök sebzeler, turpgiller olmadan bu kalakan nasıl bütün olabilir.
    Yiyecek olarak sadece doymak üzere baktığımız bu besinler şimdi nasıl maske, eldiven gözlük gibi koruyucu bir kalkan olarak gözükmeye başladı değil mi?Prof. Dr. Zeynep Tartan



    Dr. Eyyüb Yılmaz

    Arkadaşlar son zamanlarda haberlere konu olan Korona virüsü ile ilgili neler yapabiliriz?
    Özellikle yaşlı ve çocuklarda öldürücü etkileri olan bu gribal enfeksiyonun polifenollerden zengin üzüm kabuğu ve çekirdeğinden elde edilen ENOANT ekstraktı kullanımı ile süreci yönetebileceğimizi gösteren yayınlardan örnekler paylaştım.
    Bunun dışında neler yapılabilir?
    Yaşam alanları içinde bulaşmayı önlemek için üzüm sirkesinin temizlikte kullanılması da virüsün yayılımını önlediği biliniyor, Başka ne yapabiliriz? Gribal enfeksiyonlarla hastalanmamızın temel nedeni bedenin soğuk almasıdır, sonrasında direncinizin düşmesidir, bunu önlemenin yolu nedir?
    Önce doğru giyinmeli, yırtmaçlı giysiler ciddi bir sorun, bel açıklığı, atlet giymemek, yün veya pamuk yerine diğer petrol ürünleri tercih etmek insanların direncini kıran önemli nedenlerdendir.
    Gıda tercihimiz nasıl olmalıdır?
    Öncelikle bal ürünleri içinde propolis, polen çok etkili birinci dereceden faydalı ürünler listesine ekleyiniz.
    Sonra kuzu kemiği suyu ile yapılan çorbalar,
    Kelle paça bol sarımsaklı, fermente sirkeli, acı biberli olması etkisini artıracaktır.
    Bugünlerde artırmamız gereken en önemli besinleri başında ne var derseniz,
    Üzüm incir, kaysı, soğuk sıkım pekmezler harnup pekmezi, üzüm pekmezi, yanında, muhakkak az kavrulmuş veya yerli susam ezmesi, kavrulmamış ceviz fındık, badem ile tüketiniz.
    Ne yapılmamalı? Bedenin soğumasına neden olan yoğurt yemeyin, rafine şekerli ürünler, rafine un ürünleri tercih etmemelisiniz çünkü direncinizi kırar, ama siyez gibi sağlıklı ürünleri doğru pişmiş (et suyu ile) pirinç pilavı tüketilebilir.
    Eğer C vitamin için mandalina, portakal, limon kullanılmaması veya çok az miktarda sulandırarak kullanılabileceğini biliniz C vitamin ihtiyacınızı acı biber, soğan elma, yeşil ürünlerden alınız.
    Bizleri gribal enfeksiyonların herbirine karşı güçlü tutan nedir? TURP, PIRASA, ZENCEFİL, ZERDEÇAL, ŞALGAM bu ürünleri her gün bol miktarda yemekte yarar vardır.
    Virüslerin solunum sistemine yerleşmesini engelleyebiliriz, Nasıl? Bol soğan kullanın, gözlerimiz yaşarırken virüslerin solunum sistemine yerleşmesini engellersiniz ve atarız, sık sık burun temizliği yapmalı _1s
  • Peki hastalandık o zaman neler yapılır?
    Sarımsak kaya tuzu kekik ile dövülür ve bir çorbaya veya sosa karıştırılır ve günde bir defa yenilir, gün içinde ada çayı, meyan. Ekinezya, tarçın, sirkeli su, hibiskus içilebilir.
    Yatakta yatmak gribal enfeksiyonu daha ciddileştirir, dinlenin ama yatarak değil, terlemek için far infrared veya normal sauna yapın, evde pencereleri açın kaslarınızın gücünü artıracak egzersiz yapın, göğsün orta yeri yani imam tahtanıza 50 orta sert vuruş yapınız immün sisteminizi güçlendirmiş olursunuz daha hızlı toparlanırsınız.
    Doktorunuz lüzum görmedikçe Antibiyotik kullanmak son derece zararlı ve faydasız olacaktır.
    Burun akıntılarınızı durdurmak için günde tek doz uygun bir antihistamin veya dekonjestan kullanabilirsiniz Herkese geçmiş olsun, Allah viral enfeksiyon felaketleri ile insanoğlunu imtihan etmesin, hastalara acil şifalar diliyorum
    Daha fazlası için: YouTube
    doktorfitt kanalında bulabilirsiniz



______________________________________________________________________________________________________________________________

Prof. Dr. Zeynep Tartan:

BESLENME VE SAĞLIK:

Merhaba

Günümüz sağlık sorunları içinde kalp ve damar hastalıkları, tip 2 diyabet, kanser, felç ve Alzheimer belki en çok çekindiğimiz ve kendimizi korumak istediğimiz hastalıkların başında geliyor. Aslında ilk başta bakıldığında her biri ayrı ayrı hastalıklar gibi görünse de aslında tek bir bozukluğun, başlangıçtan itibaren değişik evreleri de diyebiliriz. Bu bozukluğa “enflamasyon” diyebiliriz. Yani savunma hücrelerinin, çevresel faktörler aracılığı ile sürekli ama daha düşük bir seviyede uyarılıp aktif olması ve kendi vücudumuza zarar vermeye başlaması diye özetleyebiliriz.

Savunma hücrelerinin %80’nin barsağımızda bulunduğunu göz önüne alırsak beslenmenin sağlığımız üzerinde ne kadar önemli bir yer edindiğini anlarız. Daha basit bir anlatımla, dışarıdan doğal olmayan veya kimyasal, GDO, katkı maddesi, hormon, antibiyotik, eklenmiş şeker, trans yağlar, işlenmiş omega-6 gibi maddeleri yiyecekler içinde aldığımızda ilk olarak savunma sistemimiz barsağımızda bunları elemine etmek için tepki verir. Ancak savunma sisteminin, bu şekilde aktif hale geçmesi bir yangıya sebep olur. Böylece hormon sistemi bozulur. İnsülin hormonumuz fazla miktarda kullanılmaya başlar. Başta barsağımızın iç yüzünü döşeyen hücreler olmak üzere, tüm organlarımızda ve vücut yapı taşlarımızda, hormon sistemimizde bir dizi olumsuz değişiklikler oluşmaya başlar. Bu değişimlerin hızı, o kadar uzun zamana yayılmıştır ki pek çoğumuz damarlarımız kalınlaşıp tıkanırken bunun farkına bile varmayız. 20-30 sene sonra ancak hastalık belli aşamaya ilerleyip, örneğin kalp krizi gibi veya bir kanser türü gibi son evreye ulaşınca hastalığın varlığını tespit ederiz. Aslında bu yavaş seyir bize geri dönüş ve kendi kendimizi tamir için de zaman kazandırır.  Evde pişirilen temiz ve sağlıklı gıdaların tüketilmesi, katkı maddesi içeren hiçbir gıdanın alınmaması, organik seçimlerin yaygınlaştırılması, probiyotik kullanımı, gereksiz ilaç, antibiyotik kullanılmaması basit ama çok etkin bir korunma yöntemidir.

Bu anlamda bakıldığında aslında en büyük koruyucu aşıyı, doğum sırasında ve sonrasında takip eden ilk 2 yıl içinde kazanmaktayız. Normal yolla doğan bebekler sezeryanla doğanlara göre daha güçlü bir barsak florası elde etmektedirler. Bunun üzerine anne sütü ile beslenme ve mümkünse çok gerekli olmadıkça ilk 2 yıl antibiyotiksiz bir süreç bu floranın gelişip güçlenmesi için temeldir. Ayrıca, aşırı hijyen ortamda yetişmeyen çocuklarda, doğal bağışıklık daha güçlü olup, allerjik rahatsızlıklar da daha az görülür. Çocukluktaki bu kazanımlar, bilinçli beslenme alışkanlığının aile içinde pekiştirilmesiyle ileride gelişme riski olan obeziteyi, tip 2 diyabeti ve arkası sıra dizilen kalp damar hastalıklarnı, felçleri, Alzheimer’ı ve kanseri de önler.

Bu nedenledir ki sağlıklı bir hayat için beslenme, en temel koruyucu öğelerden birisidir. Çok düşünmeden bir anlık keyif için yenilen yiyecek, kısa bir süre sonra içinde barındırdığı faydalar veya zararlarla sindirilip bütün hücrelerimize gönderilecektir. Sağlıklı bir ömür için, doymak için değil, beslenmek için seçim yapalım.

Sağlıkla kalın

_____________________________________________________________________________________________________



Prof. Dr. Zeynep Tartan:

ORGANİK YEMEK NEDEN ÖNEMLİ:

Merhaba, yemek yemek gün içinde  bizi en mutlu eden eylemlerimizden birisidir. Bir de tadı güzel, hoşumuza giden bir şeyler yiyorsak keyfimize diyecek olmaz.  Ne yiyeceğimize karar verirken acaba öncesinde neleri aklımızdan geçiriyoruz. Çok büyük olasılıkla önce canımızın ne istediğine odaklanıyoruzdur. Ana öğün bir yemek mi atıştırmacalık bir şey mi, yoksa sadece biraz keyif olsun diye tatlı bir şeyler mi?

Bir adım ötesinde belki yiyeceğin kalitesi, hazırlandığı koşullar, lezzeti, içindekilerin neler olduğu gibi ayrıntıları düşünebiliriz.  Biraz daha o günlerde kilo kontrolü yapmaya dikkat ediyorsak biraz da kalorisine bakarız. Oysa yiyecek bir Bilgidir. Vücudumuza içinde genetik kodu olan ve sindirildikten sonra bütün hücrelerimize kan yoluyla servis yapılacak olan bir bilgi aldığımızı ve bize neler yapabileceğini hiç düşünmeyiz.

Ne yersen o olursun diye güzel bir söz var.  Yeme eylemi çoğu kişi için sadece yeme anında kendisine yaşattığı haz ile bağlantılı ama ben bir hekim olarak sindirimden sonra ki fazı da en az yenildiği an kadar önemsiyorum.

Yediğimiz gıda organik değilse, şu ihtimalleri taşıyor demektir: Genetiği ile oynanmış tohumdan yetişmiş olabilir ve zararlı kimyasallarla ilaçlanmış olabilir. Bu gıdayı ne kadar yıkasanız da atamadığınız kimyasallar hücrelerinize kadar ulaşır. Hatta bazı tohumlar, kendi bünyesinde ilaçları barındırır yani kabuğunu soysanız bile tam olarak yok edemezsiniz. Genetiği değişen bu ürünün içerdiği bilgiyi, vücut sindirdikten sonra tam anlayamadığı için, yabancı gibi görür ve tanımadığı bu bilgiye savunma hücrelerini aktifleyerek yönlendirir. Vücutta için için bir reaksiyon başlar, biz buna Enflamasyon diyoruz. Mikropsuz iltihap da denilen bu durum uzun yıllar içinde Alzheimer, kanser, kalp ve damar hastalıkları, alerjik hastalıklar, cilt ve diğer sinir hastalıkları, otoimmün hastalıklar, sindirim sistemi yakınmalarından sorumlu olacaktır. Bunun en büyük nedeni de barsakta, bizim yararımıza çalışan pek çok olumlu bakterinin yok olmasına, sayısının azalıp, tam tersi kötülerinin artışına neden olmasıdır. Aşırı geçirgen barsak sendromu denilen bu durum vücuttaki pek hastalığın temelini atmakta ilk basamağı oluşturur.

Ayrıca bu tarz yapılan tarımda, toprak da sürekli ilaçlandığı ve hep aynı ürünler üst üste ekildiği için toprak da aynı barsamızdaki gibi kendi içindeki mikroorganizma çeşitliliğini kaybeder. Bu da bizim yediğimiz şeylerin içinde bize faydalı olan besin öğelerinin çok az bulunması anlamına gelir. Yani yeriz ama, gerçek anlamda almamız gereken vitamin, mineral, koruyucu besin kaynaklarını alamayız.

Organik beslenenler bilirler, o nedenledir ki organik gıdaların tatları, lezzetleri ve görüntüleri organik olmayanlardan oldukça farklıdır. Aynı zamanda organik gıdaların çoğu mevsimde yetişen ürünlerdir.

Hadi gelin bir deneme yapın, aynı sebzenin bir organik olanını bir de olmayanını deneyin. Onunla yemek pişirin. Lezzet de bile bu kadar fark eden bir durumun, sağlınız için neleri fark ettireceğine bir bakın. Sonra seçim sizin.

Sağlık yatırımı ileriye dönük bir yatırımdır kıymetini daha sağlıklı olarak ve çok az hastalanarak anlayabilirsiniz. Kendinize gereken önemi lütfen verin.

Doç Dr Zeynep Tartan

İstanbul




_____________________________________________________________________________________________________

Doktorumuz Sn. Doç Zeynep Tartan ın ilk yazısı:

Kalp sağlığı için de önce barsağın sağlıklı olması önemli

M.Ö. 460’ da yaşamış olan tıbbın babası Hipokrat “Bütün hastalıklar barsakta başlar” demiş.  Aradan yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen bu konu şimdilerde, barsak ikinci beynimiz, diye çok konuşulmakta. Biz kardiyologlar da 2. Kardiyovasküler Akademi kongresinde konunun önemini vurgulamak için bunu konuştuk.

Barsak neden önemli? Aslında barsak bizim dış dünya ile aramızdaki sınır kapımız. Derimizde bir sıyrık, kesik olduğunda onun üzerini mikrop kapmasın diye temiz bir bandajla kapalı tutmaya çalışırız. Aslında dış dünya ile her gün en çok temas halinde olduğumuz yer, sindirim sistemimizdir ancak onu temiz ve sağlıklı tutmak için pek bir dikkat sarfetmeyiz, çünkü yemek yemek doğal bir eylemdir. Oysa seçilen yiyeceklerin türü ve içeriği sadece kalp ve damar sağlığımızı değil geleceğimizdeki tüm sağlık durumumuzun en büyük belirleyicisi oluyor.

Kronik hastalıkların %80’ni yaşam tarzı ile doğrudan ilişkili. Bunların içinde kalp damar hastalıkları, diyabet, kanser, otoimmün hastalıklar, Alzheimer, depresyon, romatolojik hastalıklar, nörolojik hastalıklar, alerjiler ve daha birçok hastalık sayılabilir. Hepsinin temelinde “inflamasyon” denilen bağışıklık sisteminin aktif rol oynadığı bir dizi süreç bulunmakta. Bağışıklık sisteminin %70’nin barsakta bulunduğu göz önüne alınacak olursa, neden bütün hastalıkların barsakta başladığını anlamak mümkün olur.

Yaşam şeklimiz özellikle yiyecek olarak seçtiklerimiz barsağımızda yaşayan ve bizi koruyan trilyonlarca yararlı barsak bakterisinin iyi ya da kötü türlerden olmasını belirliyor. Ayrıca dış dünya ile aramızda tek bir hücreden oluşan barsak hücre bariyerinin bütünlüğünün bozulmasına da neden olabiliyor.

Sindirim sırasında, yiyecek yoluyla aldığımız kimyasallar, GDO’lu gıdalar, antibiyotikler, tarım ilaçları, sentetik maddeler barsakta yaşayan mikrofloradaki yararlı bakterilerin kaybına ve zarar veren bakterilerin, mayaların, mantarların, virüslerin çoğalmasına neden oluyor. Ayrıca aynı zararlı ürünler sağlıklı barsak hücrelerinin birbirlerine sıkı sıkıya olan bağlantılarının kopmasına ve arada boşluklar, çatlaklar oluşmasına sebep oluyor. İşte bu boşluklardan, zararlı bileşenler sızarak, kolayca kan dolaşımına geçiyor. Barsak dış dünya ile aramızda sınır görevi gördüğü için, burada yoğunlaşmış olan savunma hücreleri bu zararlı artıklarla temasa geçtiğinde inflamasyon dediğimiz bir dizi reaksiyonun başlamasına neden oluyor. Barsak bütünlüğünün bozulması ve istenmeyen sindirim ürünlerinin dolaşıma sızmasına “Aşırı geçirgen barsak sendromu” diyoruz. İnflamasyon ile doğrudan ilişkili bu durum, özellikle damar yatağını örten tek sıralı hücrelerin de hasarlanmasına, LDL kolesterolünün oksitlenmesine ve damar altında birikmesine neden olacak bir dizi reaksiyonun başlamasıyla damar sertliğini meydana getiriyor.

Barsak duvarını örten hücrelerin birbiri ile güçlü bağlatılarını korumaları ve vücudumuzun yararına çalışan bakterilerin (mikrofloranın) yer aldığı sağlıklı bir barsağa sahip olduğumuzda ise bakın neler oluyor: Sindirim işlemi etkin bir biçimde yapılıyor, bazı vitaminlerin üretimi yapılabiliyor, mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin üretimi artıyor, yararlı barsak bakterileri savunma sistemine yardımcı olacak immünglobinler üretiyorlar ve ayrıca bizzat kendileri bazı etkisizleştirme işlemlerini savunma sistemine bırakmadan yapıyorlar, gıdalarla gelen kimyasalları detoksifiye ediyorlar.

Bütün bunların sonunda kişinin gaz, hazımsızlık, halsizlik, konsantrasyon bozukluğu, depresif modu, sık sık hastalıklara yakalanma durumu, alerjik yakınmaları, cilt problemleri, eklem ağrıları, kilo sorunu, hormonal dengesizlikleri, adet bozuklukları, şeker, kolesterol bozukluğu gibi daha pek çok yakınması, hastalığı düzene girmeye başlıyor.

Barsağı sağlıklı kılmak ve yararlı mikrofloranın yaşamasını sağlamak için önerilen beslenme bol bol koyu yeşillerden oluşan lifli sebzeler, antibiyotik ve hormon takviyesi olmayan hayvansal gıdalar, ev yapımı probiyotikten zengin yiyecekler (turşu, kefir, yoğurt, sirke gibi), glutensiz tahıllar ve özellikle şekerden uzak durmak şeklinde  kısaca özetlenebilir. Evde pişirmek ve ambalajlı hazır gıda tüketmemek belki basitçe yapılacak ilk adım olabilir.

Yazımın başında tıbbın babası Hipokrat’ın barsak bütün hastalıkların kaynağıdır sözüne dikkat çekmiştim, yine onun bir sözüyle yiyeceğin önemini vurgulayarak bitirmek isterim “Yiyeceğiniz zehiriniz de olabilir, ilacınızda”

Hastalıksız, iyi bir hayat için lütfen yemeden önce neyi seçtiğinize dikkat edin.. Sağlıklı mutlu günler dilerim

Doç Dr Zeynep Tartan

İstanbul

Organik Gıda Nedir?

Organik gıda, gıdaların özelliğini bozan her türlü kimyasaldan, ilaçtan , hormondan uzak olarak yetiştirilmesi sonucu ortaya çıkan ürünlerin genel adıdır. Yani organik gıdadoğal gıda, özü bozulmamış gıdadır.. Hani bazen diyoruz ya çocukluğumdaki domatesin tadını bulamıyorum diye. İşte aslında organik gıda, size o tadı geri getiren , sizi de çocukluğunuza götüren gıda üretme şeklidir.

Bir gıdanın organik sayılması için

· Yapay olan hiçbir şey içermemesi gerekir.(Hormon, koruyucu, renklendirici vs) Bu anlayışın tohumdan toprağa her alan için uygulanması çok önemlidir.

· Yetiştirme aşamasında ilaç ve hormon kullanılmaması gerekir.

· Doğal gübre kullanılması gerekir.

· Bitkileri bakteri ve haşerelerden korumak için kullanılan kimyasalların genel olarak Pestisit olarak adlandırılır. Organik gıdalar pestisit içermeyen gıdalar olarak da genellenebilir.

· Kontrollü üretim ve Sertifikalı üretim olması gerekir.

· Organik Tarım Kanunu ve yönetmeliğine uygun üretim gerçekleştirilmesi gerekir.

Organik ürün sertifikası nedir? diye bir soru gelebilir aklınıza. Organik ürün sertifikası kontrolsüz tarımın önüne geçilmesini sağlayan, her adımın kontrollü ilerlediğini gösteren sertifikadır. Bir ürünün organik olması için öncelikle bu sertifikaya sahip olması gerekir.

Neden Organik gıda tüketmeliyiz?

Organik gıdaların vücuda faydaları konusunda çok sayıda çalışma var. Ama zaten zararının olmaması en büyük fayda değil mi? Çocuklarımıza yedirdiklerimizin, ona zarar vermeyeceğini bilmek çok kıymetli bir durum zaten. Üstelik genetiği bozulmamışhormonsuz, ilaçsız ürünlerin lezzeti de cabası.

Beslenme çok ciddiye alınması gereken bir iştir. Çünkü direkt hayat kalitemizi etkiler. Hepimiz her cümlenin sonunda” Her şeyin başı sağlık demiyor muyuz”? İşte organik beslenme, günümüzdeki bir çok yaygın hastalığa karşı vücudumuzu dirençli kılar. Yani bize sağlık ve buna bağlı olarak kaliteli bir ömür sunar.

Organik gıdaların en önemli faydası flavonoid denilen maddeyi koruyor olmaları. Bu sayede vücudumuz mükemmel bir savunma mekanizmasına sahip olabilmektedir. Hayvansal ürünlerde ise omega-3 yağ asitlerinin korunması vücudumuzun bağışıklığını güçlendirirken günlük hayat aktivitelerimizdeki performansımızın da artmasını sağlamaktadır. Ve Organik hayvanlarda da normal antibiyotiğe dayanıklı bakteriler daha azdır. Kısacası organik gıdalar vücudumuza sağladığı yararların yanında zararlı maddelerden de bizi korumaktadır.

Organik Ürünler Nasıl Üretilir?

– Organik ürünlerin her aşaması Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından denetlenmektedir. Hem toprak üzerinde hem de ürünler üzerinde testler yapılıp kimyasal kontrolü yapılmaktadır. Üretici için en önemlisi topraktır. Toprağın yapısındaki bileşenlerin korunması ve canlı tutulması önemlidir. Ve tabi ki de gübre seçimi. Organik tarımda doğal gübre kullanılması zorunludur. Ya da kendiniz doğal atıklardan Kompost oluşturup bunu kullanabilirsiniz. Kısacası organik gıdalar hilesiz, doğalı koruyarak ve takip edilerek üretilir.

Organik Ürün Nasıl Anlaşılır?

İşte sıkıntı bu noktada başlıyor. Çünkü organik ürünleri dokunarak ya da koklayarak anlayamıyoruz. Sapla samanın karışması da bu yüzden. “Organik ürün satıyorum demek ” ürünün gerçekten organik olduğunu göstermiyor.

Bilinçli tüketicilerin söze değil etikete bakması gerekmektedir. Üretim aşamalarının kanıtı olan bu etiketlere sahip ürün bulmak da artık zor değil. Biz Pati’S StorE olarak, yıllardır sizlere sağlık sunan bir firmayız. Şimdi online alışveriş kolaylığıyla her yerden organik ürünlere ulaşıp kendinizin ve çocuklarınızın sağlıklarını koruyabilirsiniz. Organik gıda güvenilir yerden alınır. Ve  Pati’S StorE  olarak biz güveninizi asla boşa çıkartmayacağız.

Bu sizin ilk yazınız. Bu yazıyı düzenleyin ya da silin. Sonra yazmaya başlayın!